Pazartesi, Eylül 25, 2017
The Story of Seven

BİR FESTİVALDEN FAZLASI: GLASTONBURY

Glastonbury her sene 175.000 civarı katılımcısıyla dünyanın en büyük müzik ve çağdaş sanat festivallerinden biri. Her sene, İngiltere’de Michael Eavis’e ait bir çiftlikte gerçekleşiyor. Yılın diğer zamanlarında ineklerin otladığı Worthy Farm, takvimler Haziran sonunu gösterdiğinde gerçek anlamda dev bir eğlence şehrine dönüşüyor. Dev derken, Glastonbury’nin dünyanın yeşillik bir alanda yapılan en büyük festivali olduğunu vurgulamakta fayda var.

4

2

Glastonbury bir müzik festivalinden fazlası. Bir kültür, bir ruh, ortak bir hayal hatta belki. Haziran’da gerçekleşecek festivalin biletleri her sene Ekim ayında, henüz programa dair hiçbir fikri olamayan yüz binler tarafından rekor sürelerde (10 dakika gibi) satın alınıyor. Eğer festivale bilet almayı başarmış şanslı azınlıktansanız Ocak ayına doğru line up dedikoduları başlıyor ve Nisan ayında da sahne alacak isimlerin %80’i belli oluyor. Ne olursa olsun, o line up’ın headliner satırına en büyük harflerle kimin adı yazılırsa yazılsın, irili ufaklı onlarca  sahnede hayranı olduğunuz ya da belki de ilk kez burada tanışacağınız hatta keşfedeceğiniz çok çok iyi sanatçıları dinleyeceğiniz garanti. Hatta aynı anda belki 10 sahnede çok iyi gruplar sahne aldığından belki biraz duruma sinir bile olabilirsiniz. Ben her sene line up’a ve çakışan isimlere bakıp ‘yaşasın benim de 1. dünya ülkesi problemim var’ demekten kendimi alamıyorum =)

Bir İngiliz festivalleri müptelası olarak bu sene Glastonbury’ye 3. sene üst üste bilet bulacak kadar şanslıydım. İlk kez 2013’de katıldığım bu ütopik oluşumu, Türkiye’de ya da dünyada bildiğimiz festivallerle bir tutmak yanlış olur. Çarşamba günü kapılarını açan festival Pazartesi öğlen saatlerine kadar devam ediyor. Duşsuz, çadırda geçen 5 gece 6 günden kimse şikayetçi değil. Bazen dizimize kadar çamura batsak da kimse kıyafetinin kirlenmesini, makyajının yağmurdan akmasını umursamıyor. Ortak bir gaye var, iyi vakit geçirmek ve eğlenmek. Glastonbury katılımcı yaş aralığıyla da pek çok festivalden ayrışıyor. Annesi babasıyla festival ortamını erken yaşta yaşayan kulaklıklı minik bebekler de 80 yaşına gelmiş genç ruhlu hipiler de, annesi ve arkadaşları başka konserlerde, kendi arkadaşlarıyla başka konserlerde takılan yeniyetmeler de bu festivalin kitlesini oluşturuyor. 7 aylıktan 77’ye bir kitle yani. Herkese göre bir şeyler var Glastonbury’de. İlk gittiğim sene Arctic Monkeys, Foals, The XX, Portishead, The Rolling Stones, Wampire Weekend, The Vaccines, Tame Impala ve daha onlarca ismi, ikinci sene The Black Keys, Skrillex, Massive Attack Disclosure, Warpaint, London Grammar, Jagwar Ma, Lykke Li, Lana Del Rey, Metallica ve daha nicesini canlı canlı izlediğim Glastonbury’de bu sene yine çok tartışılan bir line up vardı.

3

Ana sahnede Kanye West, yine ana sahnenin konuğu olması gerekirken Dave Grohl’un sakatlığı sebebiyle yerini Florence + The Machine’e veren Foo Fighters ve Amerikalı efsanevi soul şarkıcısı Lionel Richie festivalin en çok konuşulan isimleri arasındaydı. Beni en heyecanlandıran performanslar ise Hozier, Jungle, Alt-j, Jamie XX, Glass Animals, Deadmau5, The Maccabees, The Vaccines, Todd Terje & The Olsens, Flying Lotus, FKA Twigs, SBTRKT, Peace gibi isimlere aitti. Çakışmalardan ötürü her performansı izleyemesem de dolu dolu müthiş bir Glastonbury yaşadım yine. Yağmuru, çamuru, sonradan açan güneşi, ayaküstü kurulan dostlukları, çadırımıza ev diyecek kadar benimsememiz ve mataramızda Jack Daniel’s’ımız, güneş batımlarında Pimms’imiz hiçbir zaman eksik olmadı 🙂


jackcizenbayan1

Müzikten ziyade çimlerde yayılmak, festival alanının en tepesinden güneşi batırmak, yollarda birbirinden enteresan performanslara denk gelmek, yüzlerce rengarenk ve eğlenceli bayrak arasından konser izlemek, festival şehrinin birbirinden enteresan parçaları, enstalasyonları, her köşede 2 ve üzeri insanın bir araya gelmesiyle aniden başlayan partileri, ışıkları, kostüm giyinmeyi fazlasıyla ciddiye alan ve hatta yaratıcılık konusunda sınır tanımayan İngilizlerin müzik dinleme ve eğlenme anlayışı ile yine her şeyiyle inanılmaz bir festivaldi. Seneye siz de niyetlenirseniz önceden girip kaydınızı olun, fotoğrafınızı yükleyin, Ekim’de açıklanan tarih ve saatte bilgisayarınızın başında olun:) Eğer şanslıysak 2016 Haziran beni Park Stage’in oradaki çimlerde bulabilirsiniz 🙂

 

Like this Article? Share it!

About The Author

Elif Tanverdi

İstanbullu mimar, blogger, gezgin, yogini, hayalperest, müzik ve sokak sanatları aşığı, festival ve parti kızı! twitter/cizenbayan | facebook/cizenbayan | instagram/cizenbayan

Leave A Response