Pazar, Eylül 23, 2018
The Story of Seven

2018 KAŞ REHBERİ

Oylum Yüksel Ağustos 17, 2018 NO.7, SOCIAL Yorum yok 2018 KAŞ REHBERİ

Mavinin her tonunun sabahtan akşama renk değiştirdiği, belki de Türkiye’deki en güzel denize sahip bu kasabada 7 gün geçirmeden dönmeyin. Patara’nın uçsuz bucaksız kumsalında hayal edin kendinizi. Turkuaz suyun içinde birden beliren caretta carettalar ile birlikte yüzdüğünüzü… Demokrasinin ilk defa ortaya çıktığı Likya Medeniyeti’nin antik şehirlerini keşfedin tek tek… Tatil sizin için de sadece deniz kenarında uzanmak değilse, her gün başka bir yerde güneşi batırmak isterseniz en doğru yer Kaş. Keşfetmeniz için size yardımcı olacak kısa iki liste hazırladık. İlk liste bizim Kaş merkezde yapmaktan en çok keyif aldığımız şeyler, güncel ve alternatifli mekan tavsiyelerimizden oluşuyor. İkinci liste ise Kaş’a kadar gelmişken görmeden dönmeyin diyeceğimiz 7 muhteşem yerden oluşuyor.

Limanağzı Koyu

Kaş merkezden kooperatif tekneleriyle 15 dakikada ulaşabileceğiniz Limanağzı Koyu, pırıl pırıl, dalgasız denizi ve beyaz rengin hakim olduğu salaş tesisleriyle tam bir cennet. Kaş’tan kalkan tekne önce ilk koydaki Bilal’in Yeri’nde duruyor. Koyun ortasında bir yarımada gibi uzanarak koyu ikiye ayıran burunda, bize hayaller kurduran taş evi göreceksiniz. Teknenin ikinci koydaki durağı ise Nuri’s Beach. Nuri Beach’in hemen yanından başlayan patikayı yürüyerek, Limanağzı’daki Likya Kaya Mezarları’na ulaşabilirsiniz. Nuri’s Beach’te kanolar ücretsiz olarak plaj misafirlerinin kullanımına açık. Bu kanolarla denizden giderek de Likya Kaya Mezarları’nı görebiliyorsunuz. Bizim için Likya söz konusu ise akan sular duruyor. Bu sebeple Limanağzı’da tercihimiz her zaman kaya mezarlarına denizden ve karadan ulaşım sağlayan Nuri’s Beach. Ama Bilal’in Yeri’nin de müdavimi çoktur ve denizi muhteşemdir. (Gidiş – dönüş tekne ücreti 20 TL)

Küçük Çakıl – Derya Beach

Küçük Çakıl, dünyanın en güzel ve en küçük halk plajı. Plajı saran kayaların arasından sızan buz gibi bir su kaynağı var. Küçük Çakıl’ın berrak sularında yüzerken, denizin üzerinde buza benzeyen hareler görebilirsiniz. Plajın solunda Çınarlar Beach, sağında Derya Beach var. Biz yıllardır Derya Beach müdavimiyiz.

Sakinlik isterseniz plajın Küçük Çakıl’a yakın kısmına oturabilirsiniz. Ben yemeğimi masada yerim derseniz, üst kısımda gölgede Küçük Çakıl manzaralı restoran kısmı da var. Normalde plajlarda hep en sakin köşeyi bulup oturan biz, Derya Beach’te barın önünden ayrılamıyoruz. Barın limana yakın olan kısmında minderler var, boş yakalarsak oraya hemen yerleşiriz. Doluysa hemen yakındaki gölge şezlonglardan birine.

Bunun sorumlusu mekanın sahibi Ali Abi. Bara ne kadar yakınsanız, Ali Abi’yle o kadar çok sohbet etme şansı bulursunuz. Geçen seneden beri  barda Alper Avcı var, kokteylleriyle harikalar yaratıyor. Hazırlarken fuşya renkli begonvillerle süsledikleri Narlı Lynchburg namı diğer Jack Nar çok lezzetlidir. Acıkırsanız özellikle pizzaları ve ev köftesinden yaptıkları hamburgeri nefistir.

Uzun Çarşı

MÖ 4.yy’dan kalan Kral Mezarı’nın gölgesinde oturup, Uzun Çarşı’yı izlemek de KAŞ=AŞK anlarından biridir. Bu tarihi sokakta, zemindeki taşların arasına yerleştirilen nazar boncuklarını gördüğümde henüz 8 yaşındaydım. Gözlerime inanamamıştım, beni Kaş’a aşık etmişti o yerdeki boncuklar. Uzun Çarşı’da zemindeki nazar boncuğu geleneği hala sürüyor, hatta Türkiye’nin başka pek çok yerine yayıldı. Uzun Çarşı’daki dükkanlarda halılar, antika eşyalar, havlular, aksesuarlar, kıyafetler bulabilirsiniz. Kaş’tan gerçekten otantik, özgün bir şeyler almak isterseniz Uzun Çarşı’ya ve Gürsoy Sokak’taki birkaç dükkana bakmalısınız. Bir de Hükümet Caddesi No:2’deki Gallery Anatolia’yı unutmayalım. Biz her sene bu Kaş’a özgü seramik dükkanından eve birkaç küçük eşya taşıyoruz.

Antiphellos Antik Tiyatro

Anadolu’daki deniz cepheli tek tiyatro olan Antiphellos Antik Tiyatrosu’nda en az bir gün batımını izlemek Kaş seyahatlerimizin ritüellerinden biri. Gün batımı yaklaşırken MÖ. 1.yy’dan kalan 4000 kişilik tiyatronun 26 basamağını tırmanabilirsiniz.

Tiyatroya erken gelen en üst, en sağ köşeyi kapar. Günbatımı Kaş’ta başka nerede izlenir derseniz Dejavu Bar’ın terası, liman girişindeki lahitin önü ve Büyük Çakıl Plajı bizim gün batımı izlediğimiz yerler. Güneşi Büyük Çakıl Plajı’nda batırmaya karar verirseniz, Ada Beach’te ev köftesi ve yanında anne patatesi tavsiyemizdir.

Sokak Lezzetleri

Kaş’ta sokakta midye ya da buzlu badem yemek, dondurma ya da lokma yiyerek çarşıyı dolaşmak adettendir. Hatta bu sokak lezzetlerini alıp bir meydandaki barlardan birine de oturabilirsiniz, kimse garipsemez. Midye seviyorsanız, meydandaki Midyeci Aziz’in tezgahına gidip kaç adet istediğinizi söyleyin, sonra da tezgahın hemen karşısındaki In Bar ya da Mavi Bar’a oturun, onlar midyeleri hazırlayınca getirirler. Biz denizden çıkıp, odaya duş almaya giderken yolumuzu illa Midyeci Aziz’den geçiriyoruz. Cumhuriyet Meydanı’nda buzlu badem satan 3 tezgah var, 3’üne de bademler Datça’dan taze geliyor, çok lezzetlidir. Dondurma konusunda favorimiz yıldan yıla değişiyor ama son 2 yıldır en çok sevdiğimiz Palmiye Cafe’nin Yanık Maraş dövme dondurması.

Akşam Yemeği

Bu sene Kaş’ta en muhteşem akşam yemeklerini Ruhibey Meyhanesi’nde yedik. Giderseniz mezelerden Girit kabağı, köpeoğlu, Girit ezme, fesleğenli peynir ezmesi ve levrek marin tavsiyemizdir. 2018’de açılan Muskat’ta somon tartar ve yanık yoğurt deneyip bayıldığımız lezzetler. Smiley’s kalamar tavayı çok iyi yapıyor. Bi Lokma 2010’dan beri lezzet garantili durağımız. Yemeği çok uzun tutma niyetimiz yoksa Bi Lokma’nın Türk Mutfağı menüsünden seçim yapabilirsiniz, hatta kaloriyi dert etmiyorsanız ev mantısı müthiştir. Kaş’a geldik kebap mı yiyeceğiz demeyin, et seviyorsanız Akdeniz tipi ocakbaşı Zaika’ya bayılacaksınız.

Gece

Yemek bitti ama gece daha bitmesin diyorsanız sizi Kaş’ın barlar sokağına alalım. Terzi Sokak ve Zümrüt Sokak’ta hareketlilik başlamıştır. Terzi Sokak’taki No11 tam bir mahalle barı. Bu sene 7’inci yılını kutlayan No11’de Ballı Tennessee viskili “Honey Lemonade” kokteyli tavsiyemizdir. Canlı müzik isterseniz Echo Cafe Bar’ın programına göz atmakta fayda var, mesela 25-26 Ağustos’ta Bülent Ortaçgil konseri var, bilet 40 TL ve enfes kokteylleri var. Geceyi daha sessiz, daha sakin geçirelim derseniz bizim için Kaş’ın gizli bahçesi, kaçamak yerimiz Hideaway. Meydandaki kapıdan girip arka bahçeye yürürken Kaş’ın kalabalığından uzaklaşıverirsiniz. Hideaway kahve ya da sohbet eşliğinde bir duble viski için doğru adres. Kahve seviyorsanız Biiisstt Coffee & Sandwiches de geceleri 23:00’e kadar açık.

Kaş’a gelmişken yapılacak en iyi 7 şey

Kaputaş Plajı

Her gelişte denizi ne renk göreceğimizin heyecanındayız ve her görüşte bu renklerle yeniden büyüleniyoruz. Kaputaş, iyi ki bizim ülkemizdesin, bize göre dünyanın en güzel plajısın. Kanyondan gelen buz gibi yer altı suyu denize karışır, dalgası hiç durmaz, çakıl taşlarında yürümek çok zordur, hele o merdivenleri ne siz sorun ne biz söyleyelim. Ama işte tüm bunlar sayesinde rengi eşsizdir. Bu renk Kaputaş rengidir. Kaputaş Plajı’nın en güzel halinin tadını çıkartmak istiyorsanız, dalgaların (o gün ters bir rüzgar yoksa) daha az olduğu sabah 09:00-11:00 arası gitmenizi ve şezlong kalabalığından uzaklaşmak için, kendi şemsiyeniz varsa kanyonun merdivenden inince sağ tarafına, şemsiyeniz yoksa sabahları gölgede kalan sol tarafına oturmanızı tavsiye ediyoruz.

Plajdaki büfeyi belediye yönetiyor. 2015’te plajın ortasına kocaman bir büfe kurduklarından çok garipsemiş, eleştirmiştik. Ama yıllar geçtikçe, belediye tesisinin faydalarını görmeye başladık. 2017’de plaja inen merdivenlerinin yolunu değiştirdiler, daha kısa, daha güvenli bir yol oldu. Büfeyi 2016’da plajdan yukarı kayalık alana taşımışlardı, şimdi çevre düzenlemesini de yaptılar, eskisinden daha temiz bir görüntü oldu. Duş, soyunma kabinleri, WC ve düzenli temizlik olması da plajın kalabalık zamanlarında temiz kalmasını sağlıyor. Tesis yokken insanlar çöplerini etrafa atıyorlardı. En azından bunlardan kurtulduk. Sonuçta Kaputaş Plajı, herkesi kendine hayran bırakan doğa harikası bir plaj. Tesis olsa da kalabalık, olmasa da, en azından şimdi daha temiz ve bakımlı. Bir de plastik şezlongları ahşap şezlonglarla, şemsiyeleri ise hasır ya da iki renkli şemsiyelerle değiştirirlerse nefis olacak. Öğleden sonra tur otobüslerinin de geliş saati. Kaputaş Plajı kalabalıklaşıyor ve dalga başlıyor. Öğleden önce Kaputaş’ta denizin tadını çıkarmanızı, öğle yemeğini plajda yiyip, başka keşifler için yola koyulmanızı tavsiye ederiz. Yemeğinizi plajdaki büfede yerseniz aklınızda bulunsun, kaşarlı ve patatesli gözlemeyi lezzetli yapıyorlar. Plajda şemsiye ve şezlong kiralayabiliyorsunuz. Ama kim bu doğa harikası plajda plastik şezlongda oturmak ister ki.

Patara Antik Kenti ve Patara Plajı

18 km uzunluğundaki Patara Plajı, Türkiye’nin kum krallığı gibidir. Yaz dönemi saat 15.00’ten gün batımına dek burada harika vakit geçirebilirsiniz. Biz Patara Plajı’na her gidişte, önce Gelemiş Köyü’ne gelmeden sağa sapıyoruz. Muğla ve Antalya illeri arasında doğal bir sınır olan, Eşen Çayı’nın Akdeniz ile buluştuğu yerde suya ayak basarak selamlıyoruz Patara’yı. Sonra Gelemiş Köyü’ne geri dönüp köyün içinde Patara Market’e gelmeden sağa sapıyoruz ve deniz doğru uzanan yolu takip ediyoruz. Yolun sonunda arabayı park ettiyseniz ayaklarınızı yakmaya hazır olun. Kum tepelerinin ardında Patara Plajı’nı ve Akdeniz’in masmavi sularını görmek insana kendini bir filmde gibi hissettiriyor.

Yeterince ısındıysanız şimdi sıra Patara Plajı’nın serin sularında serinlemeye geldi. Patara Plajı ve Patara Antik Kenti girişi yol üstündeki tek bir gişeden yapılıyor. Müzekart’ınız yoksa 15 TL giriş ücreti var. Müzekart’ı olmayanların kapıda her daim pazarlık yaptıklarına şahit oluyoruz. Sizin Müzekart’ınız yoksa da alın mutlaka. Diğer antik kentlere de ücretsiz girmek için ihtiyacınız olacak, yıllık 50 TL kart ücretini Kaş seyahatindeki müze giriş ücretleri ile fazlasıyla çıkarıyor oluyorsunuz. Şemsiyeniz varsa plajın plastik şezlonglardan uzak, en beğendiğiniz yerine kurulabilirsiniz. Şemsiyeniz yoksa plaj girişindeki tesisten sadece şemsiye kiralayıp yine plajda dilediğiniz yere gidebilirsiniz. Patara Plajı’nın dalgalarında çocuklar gibi eğlenmek bizim her yıl ritüellerimizden. Ama çocuklarınız varsa ya da çok iyi bir yüzücü değilseniz dalgalarla dikkatli olmanızı öneriyoruz. Serinlediyseniz saçları Patara Antik Kenti’nde gezerek kurutmanın zamanı gelmiştir.

Likya, Akdeniz’den tüm dünyaya yayılan demokrasinin doğduğu topraklar. ABD anayasasını oluştururken bu uygarlığı temel almış ve eyalet sistemini buna göre şekillendirmiş. Özgürlüklerine çok düşkün olan bu halk kendilerine “dağ doruğu” anlamına gelen Trmmli diyordu. Hititlerin Lukka (ışıldamak) diye adlandırdığı bu topraklar zamanla Likya ismini almış. Patar Dağı’nın denize dokunduğu düzlüğü kurulan Patara masalsı atmosferi ile inanılmaz bir yer. Likya’nın başkenti, sanatın, şiirin en önemli merkezi. Şimdi kum tepelerinden, dalgalı denizinden, sapsarı otlar ile çevrilmiş çiçekli yollarından başka bir hikaye çıkıyor. Kısa bir yürüyüşle dünyanın ayakta kalan en eski deniz fenerini de görebilirsiniz. Antik şehirde kaybolup hiç dönmek istemediğiniz, fonda kuzu sesleri, kelebek kıpırtıları ile içinizi rahatlatan bir masala hazırsanız Patara sizi bekliyor.

Yaz saati uygulaması genelde 15 Nisan’dan Eylül sonuna dek sürüyor, antik kent 19:00’da kapanıyor. Biz bu saatlerde feci şekilde acıkmış oluyoruz. Aman siz de plajdaki büfe kapanmadan, antik kentten büfeye geri yürümeyi ve zamanında yemek sipariş etmeyi unutmayın. Yemeğinizi büfe kapanmadan sipariş edip paket olarak aldıysanız, bu defa serinleyen kumlarda gün batımı manzaralı akşam yemeği için yerinizi seçebilirsiniz. (Plaj büfenin kıymalı gözlemesi ve hamburgeri güzeldir.) Kapıda kapanış 19:00 yazıyor ancak her zaman gün batımını izlemeye gelenleri bekliyorlar. Mataramızda viskimizi yudumlayıp gün batımı sonrası plajı, gerçek sahipleri caretta carettalara bırakıp ayrılıyoruz. Patara Plajı’nda gün batımı eşsiz oluyor. Her defasında güneşin gidişini kumlara uzanmış birkaç kişi izliyoruz. Bu plaj Ibiza’da olsaydı muhtemelen binlerce kişi olurdu güneşi uğurlayan.

Xanthos Antik Kenti

Her sene Kaş’a gittiğimiz ilk gün kendimizi Xanthos’ta buluyoruz. Önce gözlerimiz Xanthos’un 39 senelik bekçisi, bize göre profesörü, Durmuş Kıraz’ı arıyor, onu görünce bir huzur geliyor içimize. Tamam her şey bıraktığımız gibi. Şimdi fotoğraftaki anıt mezarların arkasındaki patikayı takip edip zamanında Xanthos Kralı’nın seyir terası olan yüksek kayaya oturup, Eşen Çayı’nın sesini dinleyebiliriz. Özgürlüklerine çok düşkün insanların yaşadığı Xanthos da bir zamanlar Patara gibi Likya’ya başkentlik yapmış. Likya dilindeki ismi ile Arnna, sokaklarında dolaşmamız, tiyatrosunun basamaklarında oturup burada oynanan oyunları hayal etmemiz için yaklaşık 2700 yıldır ayakta. Xanthos’a 4 km uzaklıkta ise Letoon Antik Kenti var. Likya’nın dini merkezi olan Letoon’da Leto, Apollon, Artemis tapınakları ve tiyatro görülmeye değer. Xanthos ve Letoon 1988’den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. (Xanthos giriş 10TL, Letoon giriş 8 TL, Müzekart ile her ikisi de ücretsiz.)

Kekova Tekne Turu

Kıyıda Üçağız (Teimiussa) kasabası, denize kıvrılan yarımadanın en ucunda 54 haneli, 250 nüfuslu Kaleköy, antik ismi ile Simena köyü. Ve Sinema’nın tam karşısında boylu boyunca uzanan, Prof. Dr. Nevzat Çevik’in yeryüzündeki cennet dediği Kekova Adası. Tarihi ve doğa zenginliklerle dolu bu kıyılarda tekne ile dolaşmak, muhtemelen dünyandaki en etkileyici günübirlik tekne turlarından biri. Dolkisthe Antik Kenti’nin kalıntılarını Kekova kıyılarından geçerken görebiliyorsunuz. 1990 yılından beri sit alanı olan adaya çıkmak ve antik kentin kıyısında dalış yapmak yasak. Kekova’daki sadece Tersane Koyu’nda yüzebiliyorsunuz, isterseniz karaya çıkabiliyorsunuz. Tersane Koyu bu dünyada doğa güzelliği ve antik kent kalıntılarının bir arada görebileceğiniz eşsiz yerlerden biri. Kekova’da birbirini saran iki küçük ada arasında oluşan doğal koyun ismi ise Akvaryum Koyu. Akvaryum Koyu’nun eşsiz rengine dalıp, balıklarla yüzmek hiç bitmesini istemeyeceğiniz bir rüya gibi.

Tarihi M.Ö. 4. yüzyıla dayanan Simena Antik Kenti, stratejik önemi olan Likya şehirlerinden biriydi. Kaleköy’de tepenin üzerindeki ortaçağ kalesinden masalsı manzarayı izlemek için sıcağa aldırış etmeden merdivenleri takip etmeniz ve yukarı çıkmanız gerekiyor. (Giriş 10 TL, Müzekart ile ücretsiz). Eğer kaleye çıkarsanız Kaleköy, Üçağız ve Kekova manzarası karşısında nefesiniz kesilecek. Kalenin içinde yer alan 7 oturma sıralı 300 kişilik tiyatro Lykia Birliği içindeki en küçük tiyatro. Kalenin girişindeki patika ise yeşillerin içine gizlemiş nekropole ulaşıyor. Likya kaya mezarlarına 2500 yıldır ev sahipliği yapan bu konum, bir başka harika manzara noktası. Kaleköy’deki Ankh Pansiyon’un keçi sütünden yaptığı muzlu, fındıklı ve şeftalili dondurması sıcak havanın en lezzetli ilacı. Son yıllarda bütün küçücük Kaleköy yeni açılan dondurmacılarla doldu ama siz hepsine gözünüzü kapatın, en orijinal lezzet yıllardır Ankh’ta.

Kekova’ya tekne turları, Üçağız’dan, Kaş’tan ve Demre’den kalkıyor. Kaş ve Kalkan’dan tekne turu satışı yapan firmalar Üçağız’a sizi otobüsle götürüyor. Üçağız’dan kalkan Kekova tekne turunu tercih ederseniz Kekova’da ve Kaleköy’de daha fazla zaman geçirebilir, Korsan Mağarası, Gökkaya Koyu, Burç Koyu’nu görebilirsiniz. Ama Kaş’tan kalkan tekneler de var. Bu defa Kekova’ya denizden geldiğiniz için yolda biraz vakit kaybediyorsunuz fakat bu sayede bizce Kekova’nın doğusundaki koylardan (Korsan Mağarası, Gökkaya Koyu, Burç Koyu) çok daha ilginç olan Yağlıca Koyu’nu ve İnönü Koyu’nu görebiliyorsunuz. Biz yıllar içinde hepsini denedik, tur otobüsüyle Üçağız’a gittiğimiz de oldu, kendi aracımızla direk Üçağız’a gidip ayarladığımız özel tekneyle tura çıktığımız da oldu, Kaş’tan ayarladığımız tekneyle de çıktık. Mesela Kocakarı Koyu’nu sadece özel tekne ile çıktığımızda görebildik, tur tekneleri bu koya uğramıyor. Vaktiniz varsa hem Üçağız’dan hem de Kaş’tan kalkan tekne turlarına 1’er gün ayırmanızı tavsiye ederiz. Doğa ve tarihle dolu muhteşem iki gün geçirme şansına bu kadar yakınken ikisini de denemelisiniz. Sadece Kaleköy, Kekova Tersane Koyu ve Akvaryum Koyu ikişer defa gördüğünüz yerler olur.

Birinde Kaleköy’de kaleye ve nekropole çıkarsınız, diğerinde köyü gezip denizdeki kral mezarını görürsünüz. Zaten sıcak bir ayda Kaş’taysanız 2 gün 10:00-18:00 arası teknede, muhteşem koylarda yüzerek geçirme fırsatını kaçırmamak lazım. Kekova tekne turunda yemek fiyata dahil oluyor, bugüne kadar kötü yemeğe hiç rastlamadık, hep 6-7 çeşit yemek – meze oluyor. En kötü balık yerine tavuk oluyor. Bodrum ve Marmaris’teki teknelere göre ortalamanın üstündedir yemekler. Biz turu ayarladıktan sonra özel olarak istediğimiz içecekleri de markasıyla söylüyor dolapta bizim için soğuk bulundurmalarını rica ediyoruz, gün boyu bunları içeriz diyoruz, onlar da alıyorlar. Tekne sonu bu ekstra içeceklerin ücretini ödüyorsunuz. O da restoran fiyatı değil, gayet makul bir ücret oluyor.

Andriake ve Myra Antik Kenti


Myros Vadisi’nden Demre Ovasına, oradan Akdeniz’in sularına uzanan antik bir metropol Myra. 1803 yılında Mayer ile başlayan araştırmalar, bir çok maceraperest araştırmacıyı ve seyyahı buraya çekmiş. İlk Arkeolojik çalışmalar 1965-1968 yıllarında başlamış. 2009 yılından beri ise Prof. Nevzat Çevik kazı başkanı olarak çalışmalara devam ediyor. Myra’da M.Ö. 5.yy’dan kaldığı düşünülen Likya Dönemi kaya mezarları, inanılmaz bir masalın kayaya oyulmuş kapıları gibi duruyor. Myra’da göreceğiniz maske kabartmalar ise Roma Dönemi’nde tiyatroyu süslüyordu. 11.000 kişi kapasiteli tiyatro, Likya’nın en büyük tiyatrosu. Myra Antik Kenti’ne 3 km uzaklıktaki liman Andriake’de 2016 yılında açılan Likya Uygarlıkları Müzesi’ni ziyaret etmeden buradan ayrılmayın. Agoranın altındaki eski bir sarnıcın içine merdivenlerle inmek, sıcak bir günde kendinizi nem havuzuna bırakmak gibi. Likya Medeniyeti’ni daha iyi tanımak, anlamak ve tarihe ışık ülkesi olarak geçen bu topraklardan ders çıkarmak için müze bize kalan bir kitaplık gibi. Likya Uygarlıkları Müzesi çok fazla bilgi içeriyor ama maalesef hala Myra ve Andriake’den çıkan heykelleri ve eserleri görmek için Antalya Müzesi’ni ziyaret etmek gerekiyor. Umarız bir gün eserler evine, Myra’ya geri dönerler.

Antik çağda Myra ve Andriake’ye hayat veren Demre Çayı da yemyeşil rengi ile insanı içine çekiyor. Bölgeyi ziyaret etmeden önce, bizim de her fırsatta açıp tekrar tekrar okuduğumuz, Nevzat Çevik’in Likya Kitabı’nı okumanızı öneririz.

Saklıkent

Her bahar Toroslardaki karlar erimeye başladığında, Saklıkent Milli Parkı tam bir oyun parkuruna dönüşüyor. 18 km’lik kanyonun yüksekliği 200 – 600 metre arasında değişiyor. Kanyonun ilk 4 km’sini yürüyebilir, çamur banyosu yapabilirsiniz. Eğer su geçirmez çantanız yoksa ve kanyonda çamur banyosu yapılan yere kadar ilerlemek istiyorsanız yanınıza kesinlikle elektronik malzeme almamanız gerekiyor. Su bele kadar diyorlar ama çok rahat koltukaltına kadar ıslanıyorsunuz. Kanyona giriş ücreti 10 TL( öğrenci 7 TL). Biraz aksiyon isterseniz kanyonun buz gibi suyunun karıştığı Karaçay’da rafting yapabilir veya zipline ile çayın üstünden geçebilirsiniz. Biz her Saklıkent’e gidişte bir gelenek olarak alabalık yiyoruz. Lezzeti eşsiz değil ama ortamı çok seviyoruz. Buz gibi akan suların üstüne kurulmuş sedirlerde yere oturarak yediğimiz o öğle yemeğinin tadı pek güzel geliyor.

Meis

Türkiye’deki telefonunuzun çektiği, gerekirse hesabı TL ile ödeyebileceğiniz, yarım saatte ulaşabileceğiniz ama her tarafından Yunanistan fışkıran bir ada Meis. Kaş’a giderken, Schengen vizeniz varsa pasaportunuz varsa yanınıza almayı unutmayın. Evet kur arttı ama bu benzersiz adayı günübirlik ziyaret edip azıcık yüksek kurdan bedel ödemeye değer. Meis Adası’nda yapılacak en iyi 7 aktiviteyi daha önce The Story of Seven için yazmıştık, okumak için tıklayın.

yazı ve fotoğraflar : Oylum & Onur Yüksel

 

Like this Article? Share it!

About The Author

Leave A Response