Pazartesi, Ekim 23, 2017
The Story of Seven

7 OBJEDE AĞUSTOS

Ali Tufan Koç Ağustos 1, 2017 INSPIRING, NO.7, SOCIAL Yorum yok 7 OBJEDE AĞUSTOS

80’lerden kalma bir kasetçalar, kırmızılı mavili bir kar beresi, 1934 model delik deşik bir araba ve kahve & vişneli tart ikilisi, bu ayki mutluluk seviyenize nasıl katkı sağlayabilir? Sezonun popüler kültür gündeminden ilham verici başlıklar…

Lou Reed kaset çaları

lou-reed-walkman-587a7956-6e67-4ca0-9076-f0cd7c38315c

Lou Reed’in üzerinde deri ceketi, kulağında kulaklığı, kafasında bin türlü şiir, Lower East Side mahallesinde volta atışına tanıklık etmek için 80’lerin New York’unda yaşamış olmaya gerek yok. Amerikan viskisinden bir yudum aldıktan sonra daha da kadifeleşen sesi, yarı konuşarak yarı mırıldanarak tamamladığı şarkıları zaman tüneli etkisinde, bir dönem filmi bedelinde. Her Lou Reed şarkısı neon ışıklardan, viski kokusundan ve sokak sanatından ibaret bir New York’a ışınlayacak güçte. Sesi, şehrin asi ve özgür ruhuyla özdeşleşmiş bir ismin vefatı sonrası kişisel arşivinin eksiksiz bir şekilde New York Public Library’e taşınması pek de sürprizi olmadı. Avrupa konserlerinden sakladığı biletlerden gençlik yıllarında kalma nota kağıtlarına, yüzlerce saatlik kayıtlar, sayfalık günlükler…. New York’ta, Lincoln Center Plaza içerisindeki New York Public Library for the Performing Arts’ta sergilenen kişisel arşivini “yolunuz düşerse…” kontenjanından önermeli, bir yolunu bulup mutlaka tanıklık etmeli.

Bonnie & Clyde arabası

Bonnie Clyde

Tarihin en ‘şöhret’ suçlularından Bonnie & Clyde çiftinin, iki Hollywood ikonu Warren Beatty ve Faye Dunaway tarafından beyazperdeye taşınmasının 40’inci yılı kutlanıyor bu ay. Çiftle özdeşleşmiş, tarihe “ölüm aracı” olarak geçen araba 1934 Ford Model 730 Deluxe Sedan. O dönemin parasıyla, orijinal piyasa değeri 835 dolar.

Asıl sahibi Ruth Warren. Fakat bunların bir önemi yok. 29 Nisan 1934 tarihinde çift tarafından çalınmasıyla beraber kaderi değişir, ‘müzelik’ mertebesine erişir. Çiftin, Las Vegas’ın yaklaşık 75 kilometre güneyinde seyir halindeyken yakalanmasıyla beraber, kurşun yağmuruna tutulur ve bugünkü delik deşik halini alır. Film, tahmin edeceğiniz gibi, sinema tarihinin en kanlı ölüm sahnelerinden birine sahip. DVD’sini arşivden çıkarmanın, bir kez daha izlemenin tam zamanı.

Lana Del Rey gözlüğü

Lana Del Rey gozluk 2

Instagram filtrelerinden önce Lana Del Rey filtresi vardı.

Brooklyn’in derinliklerinde tırnaklarıyla kazıyarak çizdiği “çok cici ama çok yaralı, yetenekli ama harabe” halini uluslararası bir yıldıza dönüştürmekte pek zorluk çekmedi.

Siluetinden bir pop-art figür çıkabilmesi için gereken her detayı en ince ayrıntısına kadar çizdi; şişkin dudaklı, yapılı saçlı ‘çiçek kız’ ruhunu o gözlükler tamamladı. Kalp şeklindeki renkli, pembe, kalp şeklindeki güneş gözlükleri bu şahane Instagram tablosunu tamamlayan en mühim detaydı. Bu hafta çıkacak beşinci stüdyo albümü “Lust For Love” kapağında bu kez gözlüksüz olabilir, bu kalp kalp bakan gözlüklerin rafa kalktığı anlamına gelmiyor. Kuşkusuz çok yazılacak, çok dinlenecek. The Weekend düetli ilk single “Lust for Life”, rahatlıkla bu yazın soundtrack’ine dönüşebilir. Her albümüyle kusursuz bir şekilde filtrelediği ‘aşk acısı’ ve özenle paketlediği ‘erotik vokali’nden biraz daha kurtulan Lana Del Rey’in son albümü, uzmanlara göre ‘farkındalığı en yüksek’ ve ‘bugüne kadarki en kusursuz’ çalışması.

Cartman beresi

Cartman bere

Amerikan televizyonlarının en küfürbaz, matrak, açık sözlü, komik ve “velet” çizgi serisi geri dönüyor. Bu sezon, 20’nci yılını kutlayacak olması tabii önemli. Fakat yeni bölümlerini son derece mühim ve heyecanlı kılan sebep başka: Seri, hiç olmadığı kadar politik, muhalif ve sert. Cartman’ın kaşlarını çatarak çatlarcasına küfür etmesine sebep binbir politik mevzunun havada uçuştuğunu düşünürsek, en iyi South Park bölümü, henüz izlemediğimiz olan çıkabilir.

Elvis Presley gitarı

Elvis gitar

16 Ağustos’ta ‘Kral’ın ölümünün ardından 40 yıl geçmiş olacak. Her şarkısında buram buram hissedilen Nashville ruhu, Tennessee havası, Lynchburg Jack tadı bu ayki kutlamaların baş aktörleri “Presley gitarı” olarak kayıtlara geçmiş 19 resmi gitar var. Hepsinin hikayesi farklı, anlamı başka. İlk gitarını, 8 Ocak 1946 günü 11’inci yaş doğum günü vesilesiyle alıyor mesela. Kay marka ve bugünün parasıyla yaklaşık 95 dolar. Her gitarının hikayesi, Elvis ruhuna dair bir sır fısıldıyor sanki. Misal: 1971 – 1973 yılları arasında kullandığı Gibson Döve Ebony marka gitarını 24 Temmuz 1975’te North Carolina’da verdiği bir konserde, dinleyicilerden birine, Mike Harris’a hediye eder: “Bu senin. Ona iyi bak. Umarım bir gün değerli bir parçaya dönüşür.”

Vişneli tart ve bir fincan kahve

kahve ve visneli trt

İki kritik soru… Bir: Laura Palmer’i kim öldürdü? İki: Vişneli tart ve kahve ikilisinin bu cinayetle nasıl bir ilişkisi olabilir? Küçük bir kasabanın tuhaf karakterlerini anlatmak için ortaya atılmış basit bir soru, David Lynchvari bir yaklaşım sayesinde televizyonun en ‘kült’ işine dönüştü: Twin Peaks. Üzerinden 26 yıl, 36 bölüm ve 1 uzun metraj film gecesine rağmen ne o soru güncelliğini yitirdi ne de o şahane gözüken vişneli tart ve kahve tazeliğini… Dedektif Dale Cooper’in tabiriyle bu ikili, başınıza gelebilecek en iyi şey. Özellikle de de vişneli tart… Her 2-3 bölümde bir boy gösteriyor, sahne çalıyor, karakterler bir oturuşta birden fazla dilim yemeden kalkamıyor, lezzetinin üzerine şiirler yazılıyor, methiyeler düzülüyor.

The Doors afişi

The Doors

1967 yazına kadar Los Angeles civarında, underground kulüplerde sahne alan sıradan bir rock topluluğu olarak bilinen The Doors’ın yolunu değiştiren single, ‘Light My Fire’, bu yaz 40’nci yaşını kutluyor. Morrison efsanesini biraz daha kurcalamak ve konuşmak için hoş bir bahane. Morrison’un ‘ilham aldığı objeler’ arasında yanından ayırmadığı gitarı, şiir defteri ve bir sise Amerikan viskisi de vardı mesela. Viski merakı, zaman zaman yazdığı sözlere de yansıdı. ( Rise and Fall of the City of Mahagonny’den: “Bana en yakın viski barına giden yolu göster…”) “Light My Fire’in hikayesini yaratıcısı gitarist Robby Kreiger anlatımıyla hatırlamalı: “Pacific Palısades’te ailemle birlikte yaşıyordum o zaman. Önce melodiyil buldum, Jim ile paylaştım, buna nasıl bir şey yazmalıyım diye sordum. ‘Evrensel bir şey olsun, öyle hemen bir-iki yıl içinde unutulup gitmesin, insanların hislerine tercüman bir duruşu oldun’ dedi. Ateş, hava, şu ya da toprak üzerine yazarım diye düşündüm. Daha sonra aralarından ateşi seçtim. Rolling Stones’un ‘Play With Fire’ parçasını çok sevdiğim için tabii!”

 

Like this Article? Share it!

About The Author

Leave A Response