Pazar, Temmuz 23, 2017
The Story of Seven

150 YAŞINDA 7 RESİM

Oylum Yüksel Eylül 2, 2016 AUTHENTIC, ICONIC Yorum yok 150 YAŞINDA 7 RESİM

Lynchburg-no-7-0457

Tam 150 yıl önce… Akçaağaç kömürünün kokusu Lynchburg’daki damıtımevinden kalkıp tüm kasabayı şöyle bir dolaşırmış. Etraf, hangi mevsim yoldaysa o kokarmış. Yaz kokusu, kış kokusu, tahıl kokusu… Jack üst üste yığılmış fıçıları her açtığında odaya akan kokuyu da tadarmış öncesinde. Bir ressamın resme başlamadan boyanın kokusunu içine çekmesi gibi. Belki Jack hiç karşılaşmadı bu resimlerle ama karşılaşmasa da ortak bir yanları vardı. Tıpkı tahılların çıktığı yolculukta akçaağaç kömüründe süzülerek fıçılarda dinlendirilmesi, ve dinlenen bu sıvının bambaşka bir tat ile tüm hücrelerimizle buluşması gibi… Bir ressamın da hayali dışarıya çıkıp önce palette dinlenmiş boyalarla karıştı, bir süre tuvalin üzerinde bekledi ve sonunda gözümüzün tüm hücrelerine yansıyan ışığa renk verdi, şekil verdi. İkisi de ruhumuzu beslemek için geldi.

Jack’in 150. yılında, çok sevdiğim 7 ressamın 150 yaşındaki resimlerine yer vermek istedim… Onlar tıpkı Jack gibi inandıklarından asla vazgeçmeyen ressamlar.

1. Gustave Courbet (1819-1877) – Woman with a Parrot (1866)

Metropolitan, New York, ABD – 129,5 x 195,6 cm

Takvim 1866’yı gösterdiğinde Gustave Courbet, Paris’den romantizmi söküp, realizmi yaymaya çalışıyordu. Daha önceki denemeleriyle Salon’dan red alınca, kendi üslubunda, farklılık getirecek yeni bir nü yapmaya karar vermişti. Yeni resim gerçekçiliği kemiklerine kadar yansıtmalı, ama yasaklanacak kadar da erotik olmamalıydı. Modelin yüzüne dikkat edin, apaçık gülümsüyor. Bu tarihte bir ilk! Yani model, Courbet’ye Venüs ya da benzeri tarihten bir başka kadını anımsatmak üzere orada poz vermiş değil. Resim bizzat modelin resmi, o anın ve neşesinin resmi. Salon, bu ustalığı ve cesareti elbette kabul etti ve resmi sergiledi. Courbet’in yasaklanan resimleri ününe ün kattı, III. Napolyon’un ona sunduğu şeref nişanını reddedince hayranları iyice arttı. O gerçek bir özgürlükçüydü. 50 yaşındayken (58 yaşında sürgünde öleceğini bilmeden) şu cümleyi kurmuştu:“50 yaşındayım, daima özgürlük içinde yaşadım, hayatımı özgür tamamlamama ve öldüğümde arkamdan bunların söylenmesine müsade edin; O hiçbir okula, kiliseye, kuruma, akademiye ait değildi, tek bir rejimi benimsedi o da özgürlük rejimiydi.”

2- Jean-Léon Gérôme (1824-1904) – Cleopatra and Caesar (1866)

Jean-Léon Gérôme (1824-1904) - Cleopatra and Caesar (1866)

Özel Koleksiyon – 183 cm × 129,5 cm

O günlerde Gerome, Paris’deki gözleri oryantalizme alıştırıyordu. Gerome Paris’de bir resim öğrencisiyken başvurduğu bursu kazanamamıştı ama kendi imkanlarıyla seyahat etti ve dünyayı resimde yepyeni bir akımla tanıştıranlardan biri oldu. Şeker Ahmet Paşa ve Osman Hamdi Bey’in öğretmeni olan Gerome, 1853’de İstanbul’a, 1856’da Kahire’ye gitmiş, gördüklerinden çok etkilenmişti. Cleopatra ve Ceaser resimdeki bu tasvir, tarihteki ilk modern Kleopatra tasvirlerden biri oldu. Resimdeki tavsir MÖ.47 yılından bir sahne. Kleopatra’yı hizmetlisi halının içinde kaçak olarak saraya sokuyor. Caesar’ı ayağa kaldıran heyecanı hissetmemek mümkün değil.

3- Dante Gabriel Rossetti (1828-1882) – The Beloved (1866)

Tate Britain, Londra, İngiltere - 80 cm × 76 cm

Tate Britain, Londra, İngiltere – 80 cm × 76 cm

1866’da İngiltere’de yepyeni bir akımın öncüsü olduğu anlaşılamayan Dante Gabriel Rossetti, kendi üslubunda resimler yapmaya devam ediyordu. Arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Pre-Raphaelite Brotherhood (Ön-Raphaelloculuk) camiada tutmamıştı. Kimse desteklemedi, beğenmedi ama o bugün onu bu akımın öncüsü olarak anacağımızndan habersiz inandığı şekilde resimler yapmaya devam etti. The Beloved (1866), şaheserleri Venus Verticordia (1868) ve Proserpine (1874)’in habercisi gibi.

4- Claude Oscar Monet (1840-1926) – The Woman in the Green Dress (1866)

Kunsthalle Bremen , Almanya - 231 × 151 cm

Kunsthalle Bremen, Almanya – 231 × 151 cm

1866, Monet ve farkında olmasa da resim tarihi için büyük bir dönüm noktasıydı. O yıllarda ressamlar Salon’da yayınlanacak bir resimleri için her şeylerini vermeye hazırken, Salon’un kapıları Monet’ye çoktan açılmıştı. Monet eşi Camille’i yeşil elbisesi ile resmettiği bu resmi Salon’un duvarına asılmış, takdirleri toplamıştı. Tek amacı Salon’dan kabul gören resimler yapmak olsaydı biz bugün İzlenimcilik akımını hiç duymamış olacaktık. Monet takip eden yıllarda tamamen dibe battı ama Londra’dayken gördüğü Turner resimleri ona ihtiyaç olan ilhamı verdi. 1873’de yaptığı “İzlenim: Gün Doğumu” isimli resmi, İzlenimcilik akımına ismini verecekti. Paris’deki sanat camiası “İzlenimcilik” üslubunu resme bir haraket gibi gördü, anlamadı, sergiler başarısız oldu. Ama Monet vazgeçmedi, Degas, Pissarro, Renoir, Sisley ve Bazille suç ortakları oldu. Onlar kendi kurallarını koyup, kendi sevdikleri gibi resim yapmayı seçtiler.

 

5- Edgar Degas (1834-1917) – The Collector of Prints (1866)

Metropolitan, New York, ABD - 53 x 40 cm

Metropolitan, New York, ABD – 53 x 40 cm

Monet’nin suç ortakların Degas, izlenimciler arasında bir resmi müze tarafından satın alınan ilk ressam olmuştu. Onun resimlerine tüm sanat camiası hayrandı ama Salon’un sanatı ve üslupları kısıtlayan bakış açısı ona tersti, özgürlükçüydü, izlenimci dostlarını desteklemeyi daha uygun buldu…İzlenimcilerden en büyük farkı açıkhavada resim yapmamasıydı. O her zaman iç mekanda insanları tasvir etmeyi seçti. Ve tabiki prova yapan balerinler en büyük zaafıydı. Balerinlerin sadece resimlerini değil heykellerini de yaptı. Baskı toplayan bir koleksiyoneri, iç mekanda resmine konu etmesi, 1866 için şaşırtıcı, Degas için ise oldukça normal bir durum.

6- James Tissot (1836-1902) – Portrait of Marquise de Miramon (1866)

Getty Center, Los Angeles, ABD – 128,3 cm x 77,2 cm

Tissot’un merakı en başından beri kadınlar, elbiseleri ve kumaşlardı. İzlenimcilerin en yakın dostlarından olması, Prusya Savaşı’na katılması, Paris’i terkedip Londra’ya taşınması, aşık olması… Hiçbir şey onu sevdiği resimleri yapmaktan alı koymadı. Hem Paris’de hem de Londra’da çok takdir edilen bir ressam oldu. Onu resimlerine bakmak 19.yy’da Vogue dergisi karıştırmak gibi.

 

7- Edouard Manet (1832-1883) – The Fife Player (1866)

Orsay, Paris, Fransa - 160 cm x 97 cm

Orsay, Paris, Fransa – 160 cm x 97 cm

Manet, Rönesans başyapıtlarını yakından inceleme fırsatı buldu ve bu başyapıtlardan aldığı ilhamı, günlük hayata adapte eden resimler yaparak Gerçekçilik akımının öncüsü oldu. Manet, İspanya seyahatinde gördüğü Velasquez’in Pablo de Valladolid adlı resminden çok etkilenmiş, bunun hayatında gördüğü en güçlü resim olduğunu söylemiş. Belli belirsiz bir fon, koyu renklerde bir portre, fon adeta yoğun bir hava gibi konuyu çevrelemiş… 1866’da Paris’e geri döndüğünde, bu Fransız çocuğu bir İspanyol asilzade gibi giydirip bu resmi yapmış. Bugün Orsay’daki onlarca şaheser arasında ziyaretçileri en çok şaşırtan, karşısında en çok çakılıp kalınan resimlerden biri bu.

Like this Article? Share it!

About The Author

Leave A Response